sevgili düşada'm,
biliyor musun, seninle aynı ruh iklimindeniz... beni sana getiren de buydu zaten... ben de hiç büyümedim... çocukken okuduğum 'peter pan' en sevdiğim kahramanlardan biri olarak yaşadı benimle, hiç büyümeyen çocuk... kuralları takmadım, kimin ne düşündüğünü pek önemsemeden yaşadım bunca yıl... özgürlüğüme düşkünüm... kendim olarak yaşamak istiyorum... başkalarının ya da hayatın dayattığı bir tarzda yaşamayı değil... ama hayat öyle bir kuşatıyor ki insanı, bunalıyorsun... küçük ödünler vermek durumunda kalabiliyorsun işte... bu da hep rahatsız ediyor seni... bir çarmıh gibi taşıyorsun sırtında bu rahatsızlığı, yaşamak istediklerinle yaşadıkların arasındaki uçurum derinleştikçe... işte bu nokta da devreye giriyor kaçıp kaybolmak isteği... bastıramıyoruz içimizdeki çılgını... hayat karşısında verdiğimiz ufacık ödünler bile onmaz yaralar açıyor ruhumuzda... kanayıp duruyoruz... hüznümüz bundan...
kendin olabilmek için de öncelikle kendini tanıman gerekiyor; tanımak kendini sevmenin de ön şartı. tanımadığımız birini nasıl sevebiliriz ki? sevgi için bilmek gerekir, nedenler gerekir... hiç tanımadığımız birine aşık olabiliriz, hiç tanımadığımız biriniyse sevemeyiz. sevgi emektir derler ya hani, sevgi bilgidir bence, emek de tanıma ve bilme sürecinde devreye girer, emek harcadıkça tanır, tanıdıkça sever, sevdikçe emek harcarız... kendini tanımayan, kendini sevmeyen biri, gerçek anlamda birini sevebilir mi, ada?
tamam, aşk çok güzel bir duygu, ayağını yerden kesiyor insanın... ama tamamen kimyasal, bu yüzden de geçici... sevgi ise bilmeye, tanımaya ve nedenlere dayalı olduğundan daha insani geliyor bana, aşka göre daha değerli... üstelik de kalıcı... "birini gerçekten sevdiyseniz onu sevmekten asla vazgeçemezsiniz"... ikisinin yeri ayrı, diyeceksin, biliyorum ama, yine de buna değinmek istedim... aşkınsa doğanın kendisine yüklediği şöyle bir işlevi var bence, insanları tanıştırmak. sonrasında taraflar bir sevgi ilişkisi üretebilirler, tersi de olabilir tabii... bu tarafların donanımına bağlı biraz da, sevginin bir kültür işi olduğunu düşünüyorum... iş yine gelip kendini tanımaya dayanıyor.
herkesin kendi olabildiği bir dünya düşlüyorum, sevgi dolu...
kendine güzel bak... sevgiyle...