merhaba düşada'm,
keşke her an, her yerde seninle olabilsem... fiziken de yani... yoksa zaten her an seninleyim... öyle ya, gittiğim her yere seni de götürüyorum beraberimde... hayatıma nasıl bir güzellik kattığını bir bilsen...
anlatacak epeyce şey birikti yine... nerden başlamalı? dün geceden başlayabilirim herhalde... selim okuldan arkadaşım, eşi emel de... iki sevgili olarak bırakmıştım onları, yıllar sonra evli ve çocuklu bir çift olarak buldum karşımda... evlerine davetliydim... altıyol'da buluştuk selim'le, boğanın tam önünde. klasik bir buluşma yeri olmuş artık burası. eskiden bahariye'de süreya sinemasının önünde buluşurduk, fıskiyeli bir havuz vardı insanın içini serinleten, artık yok... bütün güzellikler gibi yitip gitmiş o da... sımsıkı sarıldık selim'le, sonra bir otobüse atlayıp yola düştük. şehrin yorgunlarını toplayan otobüs günün yorgunluğuyla ağır ağır ilerliyordu. evleri ümraniye'deymiş... yol boyu sohbet ettik. inince ilk iş kreşten yeryüzü'nü aldık. iki buçuk yaşında yeryüzü, görsen nasıl sevimli... evlerine geçtik sonra, emel kapıda karşıladı bizi... soba yanan odada oturduk... yemeklerimizi yedik... ardından oyun arkadaşımla oyunlara başladık... plastik bir oltası var yeryüzü'nün, ucunda sallanan küçücük bir de balık, bu yemimiz, mıknatıslı. bir de balıkları var, rengarenk, ağzında demir olan, bunlar da avlayacaklarımız... "hadi balık tutalım" dedi bıcır bıcır bi sesle, tutalım dedim. "koltuğun arkası deniz" dedim, denizi gördü. "balıklar nasıl da oynaşıyor, di mi yeryüzü?" dedim, oynaşan balıkları seyretti gülümseyerek. "hadi o zaman," dedim, "at bakalım oltamızı denize", tutup komple fırlattı oltayı elinden, olta çaat diye düştü yere, beni aldı bir gülmek. sonra olta nasıl atılır öğrettim tabii, yoksa balık yakalayamadığımız gibi her defasında yeni bir olta almak zorunda kalacaktık... epeyce düşsel balık yakaladık ve zaman bir balık gibi kayıp gitti ellerimizin arasından... biraz saz çaldık, birkaç bira içtik... bu arada gecenin içinde bir kuş incecik öttü, mutlu oldum. gece yataklar serilip de uykuya daldığımda sen de yanı başımdaydın...
selim'in pijamalarıyla görsen ne kadar da komiktim... küçücük geldiler bana...
sabah yine erkenden uyandım, biraz kitap okudum, sonra biz iki arkadaş yollara düştük. sabah... herkes telaşla koşturuyor bir yerlere... otobüsler nasıl da kalabalık... adım adım ilerleyen bir trafik... toplu taşımacılığı önemseyen bir anlayış bu şehri tramvay ağlarıyla örmeden de bitmeyecek bu çile, düşada'm... nihayet yol bitiyor ve karşımda bütün güzelliğiyle kadıköy...
eve uğrayıp bir duş aldım, tıraş olup büroya geçtim; işler, koşturmacalar... öğleyin özkan'la beraber moda'ya geçtik. öyle güzel bir hava vardı ki bugün, günlük güneşlik, bu fırsatı kaçırmayalım dedik. denize bakan bir masaya kurulup açık havada çaylarımızı yudumladık. üçüncü sandalyede sen oturuyordun, denize doğru dalıp giden bir gülümseyiştin, dünya da gülümsüyordu...
akşam üzeri mecidiyeköy'de bir arkadaşımla buluştum, ibrahim... 'imanım' diye hitap ederiz birbirimize. onu da epeydir görmemiştim... inanır mısın, mecidiyeköy'den eminönüne dek yürüdük. şişli'den geçtik. sonra istiklal caddesi'nden. ışıl ışıldı cadde... istiklal'e gelinceye dek kendimi istanbul'a gelmiş saymıyorum, diye düşünüyor olabilir misin, ada... bir yer bu kadar mı istanbul olabilir ancak? yağmur hafifçe çiseliyordu. iki yerde mola verdik yalnızca; şişli'de çay içtik, eminönü köprüsünün altında da bira... deniz nasıl güzeldi, rüzgâr nasıl güzel... saçların uçuşuyordu gecenin karanlığında... gözlerin büyüyordu... gözlerin istanbul oluyordu sonra... istanbul, büyülü şehrim benim... gözlerin dünya oluyordu...
sonra vapur yolculuğu... kitaptan bir bölüm daha okuyorum yolda... içleniyorum yine... vapurdan bir insan ırmağıyla birlikte akıyorum kadıköy'e... her inişimde bir eve gelmişlik duygusu... eve yürüyorum şimdi, kadıköy'ün denize akan sokaklarından birinden akıntıya karşı yüzen balıklar gibi çıkıyorum. yorgunum...
kendine güzel bak...
2008-01-02 10:39:59 - mutluluk hakkın, en çok da senin...
KENDİNE GÜZEL BAK SEVGİLİ...
GÜZEL BAK...
MUTLU YILLAR.