|
|
|
 |
|
fotoğraf: recep efe
|
sevgili düşada'm,
adapazarı'nı ardımda bırakıp geldim dün akşam. oradan iki mekan iz bıraktı bende: biri, 'bosna şehitleri anıtı'... her halktan, her inançtan insanların kardeşçe bir arada yaşadığı güzelim yugoslavya'nın parçalanma sürecinde yaşanan acılar, katliamlar... anıtın önünde bütün bunları düşündüm, yıllarca dostluk içinde yaşayan insanların bir anda birbirlerini boğazlamaya başlamalarını kabullenemedim... ne önemi olabilirdi ki bir insanın şu veya bu milliyetten olmasının, ada... pandoranın kutusu açılmış sanki ve tüm kötülükler saçılmış ortalığa... yine kar serpiştiriyordu ve ben sessizliğin ortasında, gözleri buğulu bir adam, kederli bir ırmak gibi akıyordum kendime... ikinci mekansa, 'deprem müzesi'ydi... depremi anımsatması için fay kırığı görünümü verilmiş bir bina... gezemedim ne yazık ki, kapısında kocaman bir asma kilit asılıydı... toplumsal belleğe de kilit vurulmuş gibi geldi bana, üzüldüm... her şeyi unutuyoruz...
adapazarı küçük ve çok sessiz bir kent, o büyük deprem yaşama sevincini de gömmüş sanki yıkıntılar altına...
dün akşam istanbul'a gelir gelmez sokaklara vurdum kendimi... en sevdiğim şeylerden biri bu, kadıköy'ün sokaklarında dolaşmak... bir gün belki seninle de yürürüz, neden olmasın... büyük bir keyif olur benim için...
dünyanın neresinde olursan ol: "durma göğe bakalım"... gökyüzünde sıcak bir bakış olarak buluşsun gözlerimiz...
üşümüyorum artık... güneş seni düşlediğim ilk anda doğuverdi ruhuma... "içimi seninle ısıtıyorum"...
gözlerim gökyüzünde... nerde kaldı bu anka?
kendine güzel bak, düşada... sevgiyle...
|
2006-07-03 17:45:24 - hüzün
ben oralı olmama rağmen ben bile 'deprem müzesini'gezemedim.sanırım böylesi daha iyi..!
şunu söylemeliyim ki aslında sessiz bir kent değil adapazarı aksine cıvıl cıvıldır.o da bizim gibi acıyı unutmamış sadece alışmış;sessizliği bundan.
'Ne kadarını kurtarabildik ki kendimizin enkaz altından...'
sevgilerle...hoşçakal...