
fotoğraf: kenan yücel
sevgili düşada,
sabah... martı sesleri eşliğinde başlayan gün... masamın üstündeki küçücük bir saksıdan gülümsüyor fesleğen... dokundukça ellerimle dans eden o nefis koku eşlik ediyor bana nereye gitsem... seyyar bir arabanın üstünde görmüş ve hemen satın almıştım... dün beni sokaklarda bir fesleğenle kol kola yürürken görmüşler J hoplaya zıplaya geziyormuşuz...
ne zaman bir fesleğen görsem çanakkale’nin dağ köylerinden birinde tanıştığım arif efe’yi anımsarım, kulağının arkasına iliştirdiği fesleğen dalıyla yürüyen o dal inceliğindeki adamı... kokusunu sürekli burnumda hissediyorum böylelikle, diyordu. güzelliğe vurgun olmak tam da böyle bir şey işte.
mevsim ilkbahardan yaza dönüyor sevgili, akasyalar çiçek açtı her yerde... bembeyaz salkımlar halinde salınıyorlar dallarda, derin soluklarla içime çekiyorum kokularını... çocukluğuma dönüyorum, köy okulu avlusunda, akasya ağaçlarının altında koştururken buluyorum kendimi. sana da olur mu bilmem, bir ses, bir koku, bir şarkı sözü ansızın zaman içinde yolculuklara çıkarır beni...
yaz geliyor, düşada... mevsimin ilkbahardan yaza yaklaştığı dönemler çınarcık yaylasına tırmanırız arkadaşlarla; sırt çantalarımızı şarap şişeleri, şiir kitapları ve birkaç gün yetecek kadar yiyecekle doldurup geçeriz tırmanışa... yeşillikler içinde dört saatlik bir tırmanışın ardından ilk yaylaya varır, kısa bir molanın ardından ikinci yaylaya doğru harekete geçer, üç saatlik bir yürüyüşün ardından yaylaya ulaşırız... köylülere ait ahşap evlerin kapısı her daim açıktır, metruk evler bizi içeri buyur eder... şömineler yakılır... yanan odunların çıtırtısında şaraplar yudumlanır... sonra yorgun argın yatılır...
sabahın çok erken saatleri... uyanılır... geç de yatsanız, yorgun da olsanız sabahın erken bir saatinde dinç bir şekilde uyanırsınız yaylada... derin bir sessizlikte incelikle akan ırmağın türküsünü dinlersiniz... suyun şırıltısı... kuş sesleri... her yer yemyeşil çimen, her yer papatyalarla, türlü türlü kır çiçekleriyle bezeli olur... çeşmeden akan buz gibi suyla elini, yüzünü yıkarsın... baharın ve kırın kokusunu içine çekersin... bir çiçeği koklar gibi solursun havayı... sevgilinin tenine dokunur gibi dokunursun ağaçlara... heybetli dağlara dalar gözlerin... ben sırt üstü çimenlere uzanmayı, kolarımı, bacaklarımı iki yana açıp gökyüzünün maviliğinde kaybolmayı severim en çok... bir kuşun sesinde eğleşirim...
yakında sırtlanıyoruz çantalarımızı yeniden... yollara düşmek vaktidir artık...
yollarda bulur insan kendini, öyle değil mi?
kendine güzel bak sevgili...
|
2008-02-11 20:34:51 - Çok güzel