
fotoğraf: utku sarıöz
“Naziler önce komünistleri topladılar. Ben komünist değildim, ses çıkarmadım. Sonra sendikacıları götürdüler. Ben sendikacı da değildim, sesimi çıkarmadım. Daha sonra Yahudilere sıra geldi. Ben Yahudi de değildim, sustum. Bir gün beni almaya geldiklerinde, artık sesini çıkaracak kimse kalmamıştı..” -Martin Niemoeller-
sevgili düşada,
nihayet bahar geldi... artık daha bir cıvıltılı sabahlar... her ilkbahar sabahı çiçeklenmiş bir dal gibi uzanıyorum hayata.
kapıyı açıp balkona çıktım bu sabah. şakıyan kuşlar yaprakların arasında oynaşıyorlardı... yapraklar taze yeşil, sesler neşeli... hani bir mektupta söz etmiştim, üzerinde kuşevi olan bir ağaç var bahçemizde, sonbaharda budanmıştı, dallanıp budaklandı yeniden, yapraklandı... geçen gün bir sokak kedisini kuşevinin üstüne yayılmış güneşlenirken görmüştüm de nasıl gülmüştüm, “iyi yere dükkan açmışsın kedi kardeş” diye laf atmıştım, oralı bile olmamıştı, güneşte parıldayan tüylerini kedice bir sakinlikle yalamayı sürdürmüştü.
bahar geldi... bahardan, aşktan, çiçeklerden böceklerden söz etmek güzel, güzel de...
uzun bir kış gecesini yaşıyor ülkem, ben tutup ondan söz edeceğim... senin de nasıl kaygılandığını biliyorum, düşada... kara bulutlar dolaşıyor göğümüzde... bebelerin uykularında sıçrayarak uyanması bundan... faşizm elini kolunu sallayarak dolaşıyor artık caddelerde, kollukların kolladığı eli sopalı güruhlar linç etmeye kalkışıyorlar her farklı rengi... bizlerse tüm renklerin saflarını sıklaştırdığı bir gökkuşağını örüyoruz geleceğe... ülkemize de bahar gelse, sevgili...
faşizm sinsice sararken ülkeyi ne kadar da tepkisiz insanlarımız...
neden susuyorlar sence? ve biz neden zorbalığı kınayacak, yeri geldiğinde zorbalığın karşısına dikilecek, insanı, özgürlüğü, düşünceyi kardeşliği, doğayı savunacak insanlara susuyoruz her geçen gün? ne zaman coşkun akacak bu ırmak, ne zaman dinecek susuzluğumuz? sessizce ilerleyen, ülkemizi adım adım saran bu sinsi karanlığın ne zaman farkına varacaklar? sürüklendiğimiz uçuruma düştükleri gün mü? hiç mi tarih okumadılar, film izlemediler? hitler’i, auschwitz’i hiç mi duymadılar? yoksa faşizmin bir dönem nazi almanyasında uygulanan ve tarihte kalmış bir yönetim biçimi olduğunu mu düşünüyorlar? 1978’de maraş’ta marş marşlar eşliğinde katliam yapanlar kimlerdi öyleyse? sahi, hiç orada öldürülen insanların fotoğraflarını gördün mü? 1993’te sivas’ta 37 insanı diri diri yakanlar kimlerdi? 1994’te gazi mahallesinde halkın üzerine ateş açıp onlarcasını öldürenler kimlerdi öyleyse? F tiplerini inşa edenler kimlerdi? hrant’ı hedef gösterenler, sokak ortasında güpegündüz öldürenler kimlerdi? ya sokaklardaki bu eli sopalı, ağzı salyalı linç sürüleri? demek ki hâlâ... öyleyse neden susuyor insanlarımız? o sopaların bir gün kendi bedenlerinin de üzerinde kalkıp ineceğini hiç mi akıllarına getirmiyorlar? ebu garip neden bu kadar garip? hiç mi benzemiyor auschwitz’e?
sussunlar sevgili, biz susmayacağız... korksunlar, biz korkmuyoruz... susarak, seyirci kalarak işlenen suçlara ortak olmayacağız.
sevin ya da terk edin, diyorlarmış... desinler...
sevmiyoruz işte!
insanların hastane kapılarında parasızlıktan öldüğü bu sistemi, sevmiyoruz!
adım adım paralı hale getirilen bir eğitim sistemiyle yoksullara cehaletin dayatıldığı bu sistemi, sevmiyoruz!
insanların düşünceleri yüzünden dört duvar arasına tıkıldığı, sokaklarda kurşunlanarak öldürüldüğü bu sistemi, sevmiyoruz!
kardeş bir ülkenin insanlarını bombalayan amerikan uçaklarının kendi topraklarından kalkmasına izin veren bu sistemi, sevmiyoruz!
her soruna baskıyla, militarist uygulamalarla yaklaşan, demokratik yollardan çözmek için en ufak bir adım atmayan, ırkçılığı körükleyen bu zihniyeti, sevmiyoruz!
plansız yapılaşan kentleriyle yeşili her geçen gün yok eden bu düzeni, sevmiyoruz!
vaşington'dan yönetilen bir devleti, sevmiyoruz!
açlığı, işkenceyi, ayrımcılığı, sevmiyoruz!
karanlığı sevmiyoruz!
sevmiyoruz işte! terk etmiyoruz da! DEĞİŞTİRECEĞİZ!
ÇÜNKÜ yaşamı seviyoruz, ülkemizi seviyoruz, insanlarımızı seviyoruz, kendimize güveniyoruz!
varsın çakallar ulusun... varsın bizler amerika'yı protesto ederken onlar sopalarla saldırsınlar üzerimize... bize haksızlığa başkaldırmanın şerefi yeter...
bu ülkede hâlâ insan olmanın onurunu taşıyan insanlar var! üstelik hiç de az değiller...
safları sıklaştırıyoruz... yüreğini ferah tut, bu karanlığı yırtacağız... faşizme asla pabuç bırakmayacağız, bundan hiç şüphen olmasın!
dünyaya da bahar gelecek, sevgili...
ne diyordu chiapas’lı şövalye: onur... onur asla kaybedilmemeli...
kendine güzel bak, e mi?
|
2007-04-25 14:16:57 - .........
ama kasdettiğin bahar hiç gelmeyecek bu ülkeye ve ne de dünyaya...
* * * * * * * * *
ben çok umutluyum şahsen... değişim sancıları başladı ülkede ve dünyada... az kaldı bahara!
Düzenleyen sahildekibank gün: 30/4/2007 saat: 09:34