
fotoğraf: mustafa kılınç
kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, allah aşkına, gök, deniz aşkına yağsın kar üstümüze buram buram... buğulandıkça yüzü her aynanın
-ahmet muhip dranas-
sevgili düşada,
bu yıl kış biraz geç geldi istanbul’a… geldi mi, bunu bile söylemek güç… hep bir bahar havası egemendi günlerimize… geçen gün moda sahilinde yürürken çiçek açmış ağaçlar gördüm… çok güzellerdi, ama ağaçları baharın geldiği yanılsamasına yönelten güneşli, baharımsı sıcaklığın yerini buz gibi soğuk bir havaya bıraktığı günlerdi malesef… açan çiçeklerin birkaç gün içinde döküleceğini bilmenin kederini ta derinlerimde duyumsadım…
kar sevincini yaşayamadık bu yıl… hani bir sabah uyanıp uykulu gözlerle pencereden dışarı baktığında her yerin bembeyaz kara büründüğünü, kar tanelerinin uçuştuğunu görürsün ve damarlarında sevinç coşkun bir ırmak gibi akar ya, “kar yağıyor” diye mırıldanırsın hani, adeta kendini bu büyülü görüntünün varlığına inandırmak için, sonra da koşar sevdiklerini pencerenin önüne sürüklersin, sevincine ortak ararcasına, her şeyin paylaştıkça güzelleştiğini bilen biri olarak… sonra çocukça bir coşkuyla sokaklara vurursun kendini, beyaz bir tuvalin üzerine atılmış yumuşak fırça darbeleridir adımların… el değmemiş karın beyazlığı üzerinden ilk olarak geçerken bilinmeyen bir anakaraya ilk adım atan kaşifin heyecanını duyumsamak, sessizliğin içinde adımlarının karla buluşmasının yankılanan müziği, kar kokusunu bir çiçeği koklarcasına içine çekmek, derin derin solumak, avucuna düşen bir kar tanesinin kristallerine hayranlıkla bakmak, elinin sıcaklığında eriyişini izlemek… otomobillerin camlarına birikmiş karlara parmağınla gülümseyen bir yüz çizmek… hepsi, ama hepsi ne de keyiflidir… bekledik, ama ne yazık ki yaşayamadık bu kış kar sevincini…
sözü sevinçlerden açmışken sevinçli bir haber vereyim sana… mart ayında ilk şiir kitabım "uzaklara atılmış bir kedi hüznü" yitik ülke yayınları tarafından yayımlanıyor. böylece bir düşümü daha gerçekleştirmiş olacağım. gelip geçtiğimiz şu dünyada ardımda bir iz bırakmak, yüzyıllar sonra bile şiirlerimin birileri tarafından okunabileceği ihtimalini düşünmek beni mutlu ediyor, düşada. içim içime sığmıyor, çabucak o gün gelsin istiyorum, bilsen nasıl sabırsızlanıyorum kitabımı elime almak için… ancak yeni doğmuş bebeğini ilk defa kucağına alan bir annenin mutluluğuyla kıyaslanabilir her halde o an…
bu dünyadan "kitapsız" gitmekten kurtuldum, sevgili... şiirlerimi yalnızca kendime saklayarak kitapsızlık edemezdim, öyle değil mi?
daha küçücük bir çocuktum şiirle tanıştığımda… şiirler yazan, sevdiği şairlerin şiirlerini davudi bir sesle ve coşkulu bir hayranlıkla okuyan bir babanın oğlu olmaya borçluyum bunu sanırım… sözün müziğini, insanı alıp bambaşka bir aleme taşıyan büyüsünü o yaşlardayken keşfettim böylece… babamın altmışlı yılların sonunda hürriyet gazetesinin çıkardığı genç şairler şiir antolojisi'nde siyah beyaz bir fotoğrafıyla birlikte yayımlanmış "dolmuş" adlı bir şiiri vardı. o kitabı açıp babamın şiirini okumak bana büyük bir keyif verirdi, düşünürdüm, bir gün benim de şiirlerim bir kitabın sayfaları arasından okurlara gülümseyebilir miydi? ilk şiirlerimi ilkokuldayken yazdım… babamın özenle daktilo ettiği bu çocukça şiirleri saklarım hala, değerli bir hatıradır…
orta okul ve lise yılları boyunca hiç şiir yazmadım, lisedeyken kimi derslerde baho’yla yazdığımız, aşık atışmalarına benzeyen, aramızda gidip gelen kağıtlara karaladığımız şiirimsileri saymazsam tabii… şiir okumalarımı sürdürdüm elbette… sonra istanbuldaki üniversite yıllarım, yeniden şiir yazmaya başladığım 90’lı yıllar… o dönem yazdığım şiirlerden oluşan bir kitap dosyasının bilgisayar çıktısı olan tek örneği özkan tarafından kaybedildi ve tüm aramalarına rağmen bulunamadı… işin kötü yanı, birkaçı dışında şiirlerin el yazması nüshalarının da olmayışıydı… kim bilir nerededir o dosya şimdi, belki çöpe gitti, belki unutulduğu bir köşede yeniden günyüzüne çıkacağı günü bekliyor… bak, anlatırken içim sızladı yine…
doksan yedi yılında bir grup arkadaşla birlikte “başka şiir dergisi”ni çıkarmaya başladık… şiirim ilk olarak bu dergide buluştu okurlarla, “umut”tu yayımlanan ilk şiirimin adı… ilk iki sayıdan sonra sevgili dostum kadir aydemir sırtladı dergiyi, tek başına, bir derviş sabrı ve özverisiyle on bir sayı kadar sürdürdü başka’yı yayımlamayı…
2000 yılında politik amaçlı silahlı soygunlara katılmak iddiasıyla tutuklanışım, altı yıla yakın süren hapishane yaşantımda şiirin bir yaşama tutunma halini alışı… insancıl, şiir ülkesi, varlık gibi dergilerde ve metis yayınevi’nden çıkan “hapishane şiirleri” adlı seçkide şiirlerimin yayımlanması, katıldığım “2004 arkadaş z. özger şiir yarışması”nda adımın seçici kurulca adının anılmasına karar verilenler arasında yer alması… “uzaklara atılmış bir kedi hüznü”ndeki şiirler bu dönemde yazmış olduğum şiirlerden oluşuyor işte…
güzel bir yağmur yağıyor şimdi… bir martı yağmura inat uçuyor gökyüzünde… gecenin karanlığı içinde bembeyaz bir düş gibi…
biricik sığınağım, düşada’m, kendine güzel bak, e mi… sevgiyle…
http://www.yitikulkeyayinlari.com/yayina_hazirlananlar.htm
http://groups.yahoo.com/group/poeturka/message/734

|
2007-02-26 11:57:40 - sevinç