merhaba düşada'm,
bugün yollarını boşuna gözledim, yanıt gelmedi senden. dedim ya, o kadar gerçeksin benim için... kimi görsem senden bahsediyorum, herkes deliymişim gibi bakıyor yüzüme. bilmiyorlar seni, tanımıyorlar... mektubunu bir martı mı getirir gagasında, yoksa leylek mi, güvercin mi, zümrüdü anka mı..? bir gelse... koşup herkeslere göstereceğim.
bursa'dayım, dışarda çok güzel bir kar yağıyor, yerler hemencecik kar tuttu, sokak lambalarının aydınlattığı sokaklarda yürüdüm, avucuma düşen bir kar tanesinin eriyişini seyrettim, bembeyaz karlar üzerinde yürümenin tadını çıkardım, şarkılar mırıldandım... hava soğuk mu soğuk, ama içimi ısıtan bir şeyler var bugünlerde, bana mısın demiyorum bu yüzden... hafatasonu yeniden istanbul'da olucam, kanıma işlemiş bu güzel şehir, azıcık uzaklaşsam nasıl da özlüyorum, bilemezsin, her şeyiyle burnumda tütüyor... ben buradayken üzücü bir gelişme olmuş ama, kadıköy sahilindeki çay bahçelerini yıkmışlar, haberlerde izledim, içimden birşeyler kopup gitti... biz, küçük hasır sandalyelerinden dolayı, 'hasırlar' derdik oraya, ne çok anısı vardır oraların bende... yıkmışlar işte, onca anı yükünü de beraberinde... hüzünlendim.
düşada'm... üniversiteden bir okul arkadaşım olabilir misin acaba? dönülmez iklimlerin sulhi dönmezer'inden bahseden bir yazı yazdın mı hiç? aramızda kalsın hiç sevmezdim sulhi'yi... nazım'ın şiirlerinde suç unsuru arayıp da bulan bir bilirkişiyi, iğrenç ceza yasalarının hazırlayıcısı bir adamı, nasıl sevebilirdim ki... yüzüne takındığı sevimli ihtiyar maskesinin boyaları akardı durmadan. neyse... dedim ya, belki de aynı yıllarda aynı sıralarda okumuşuzdur seninle, tanışıyor olma ihtimalimiz bile var... belki yoksul bir konduda kanaviçe işliyorsun, hiç evden dışarı adımını atmamış bir ev kızı, düşlerini denizler süsleyen... taşrada çalışan bir kadın da olabilirsin, okuyan, okudukça yalnızlaşan, yalnızlaştıkça kitaplara gömülen, mutsuz bir kadın... yurt dışında bir öğrenci de olabilirsin, ülkesine, sevdiklerine durmadan özlem büyüten... durmadan dışarıyı düşleyen siyasi bir tutuklu da olabilirsin, mektuplarla gelen kurumuş çiçekleri biriktiren, baharın geldiğini arının ayağındaki çiçektozlarından anlayan... bir öğretmen de olabilirsin, cıvıl cıvıl çocuklar sarmış çevreni, aşkı bir türlü bulamamış, kendini çocuklara adamış... mutsuz bir evliliğin yükünü taşımak zorunda kalmış biri de olabilirsin, küçük bir kız çocuğun da olabilir mesela, çocuk olunca işler değişir, eskisi gibi bakamazsın hiçbir şeye, alıp başını gidemezsin yeni aşklara... bir gemi güvertesinde denize bakıp ölümle hesaplaşan biri misin yoksa, saçlarını rüzgârda savuran, günbatımlarını seven, ressam... gencecik, kendine sığmayan bir genç kız da olabilirsin, kediler besleyen, sevgi dolu, yine de hayatın yükleri altında bunalan... kimsin sen, ada? belki hiçbiri, belki de hepsinden bir parça...
marmara mezunuyum... haydarpaşa'daydı kampüsümüz... çay bahçelerinin bendeki anıları da hep o dönemden işte, okul çıkışları haydarpaşa'dan aşağı yürüyüşler, çaylar eşliğinde denize karşı yapılan sohbetler... ne güzel zamanlardı...
düşada'm benim, böyle yanıtsız bırakma beni... kuşlara ver mektubunu ya da fısılda rüzgârlara...
kendine mutlaka güzel bak...