"insan, yaşantısında er ya da geç öyle bir noktaya gelir ki, durup geçmişin dökümünü yapmadan ne ilerleyebilir, ne de ilerlemek ister. kendi kendine yetişebilmek için..."
-andre brink-
sevgili düşada,
dün akşam saatlerce balkonda oturdum. neşeli bir kırlangıç sürüsü yağacak olan yağmurun sevinciyle dans ederek döneniyordu gökyüzünde. martılarsa kırlangıçların kıpır kıpır, hareketli havalarının aksine görmüş geçirmişlere özgü bilge bir edayla usul usul süzülerek bekliyorlardı yağmurun gelişini... üşüyünce sırtıma bir de hırka aldım, ara ara çiseleyen yağmurun yağışını iki saate yakın balkondan izledim. o dingin havanın içinde dinlendiğimi hissettim, düşen yağmur damlalarının içimi de yıkadığını, ne kadar olumsuzluk varsa alıp götürdüğünü, arındığımı... akşam da erkenden uyudum, henüz saat on bile olmamıştı. cep telofonumu kapatıp yattım, uykunun en tatlı yerinde uyandırılma olasılığını göze alamadım işte. nasıl bir şey bu cep telefonu, kapattığı anda dünyayla bağlantısı kesilmiş gibi hissediyor insan, tuhaf...
hava hala yağmurlu... bahçedeki ağaçların artık kızarmaya başlayan yapraklarında yorgun bir hışırtı... birkaç kedi yavrusu oynaşıp duruyorlar, dünya umurlarında değil sanki. bir kedi yavrusu olmak istiyorum ansızın, kuyruğumun peşine takılıp kendimi kovalamak... aslında çok da farklı bir şey değil yaptığım; düşünüyorum da ben ömrümce hep kendimi kovalamışım, dünyayı umursayarak... yetişememişim kendime... hep kaçırmışım elimden... "ne gelir elimizden insan olmaktan başka" demişim, "kendimden bir insan yaratmalıyım" demişim, düşmüşüm bu düşün peşine... düştüğüm de olmuş koşarken, yaralandığım da. her defasında yeniden kalkacak gücü bulmuşum, yeniden koşacak gücü... yoruldum kendimi kovalamaktan, sevgili... nedir ki tatlı bir yorgunluk bu. bir de ne kadar başarılı olduğumu bir bilebilsem...
yavru kedileri izlerken bütün bu düşünceler bir balık sürüsü gibi üşüştüler beynime. düşünürken ansızın andre brink'in sözünü anımsadım: "insan, yaşantısında er ya da geç öyle bir noktaya gelir ki, durup geçmişin dökümünü yapmadan ne ilerleyebilir, ne de ilerlemek ister. kendi kendine yetişebilmek için..." sanırım o noktadayım... soluklanmalıyım biraz, kendime yetişmeliyim... hayatımdaki her şey oturmalı yerli yerine... sonra bir kaplumbağa hızıyla yürümeliyim yeniden, kovalamaktan yorulmuş kendimi sırtımda taşıyarak...
hava ha yağdı ha yağacak... her yerde grinin tonları... hüznün mevsimi: güz... kızaran bir yaprağın yalpalayarak düşüşü yere...
güzel bir yağmur yağıyor... balkondan izliyorum... bir kırlangıç neşeyle uçuyor gökyüzünde... ellerin düşüyor aklıma... gülümsüyorum...
Misafir odasındaki koltuklara kurulmuş ev sahibinin gelmesini bekleyen sabırsız misafirler gibiyiz hepimiz..Gözümüz kapıda..O da biraz karanlık..Gel artık, gir kapıdan bir iki cümle kurda yansın ışık..Hepimizin dilinin ucunda hazır bekliyor HOŞGELDİN..
Hadi artık hoşbul..
2006-11-21 12:31:00
-
En kısa zamanda dönmesini ve yazılarına devam etmesini dilerim
Yorum yazarı:
Atakan
Son yazıları keyifle okurken haberi okudum.Zaten dönüşüne bir kaç gün kalmış.İyi haberler yollamış yorumlardan okuduğum kadarı ile.Kenan'ın yazılarını okurken başka bir dünyada hissediyorum kendimi.O bambaşka bir duyarlılık farklı bir his.Bunu ancak sizler anlarsınız.Muhteşem kahkahası ile keyifli sohbetleri ile en kısa zamanda dönüp yazılarına devam edecektir
2006-11-20 19:15:08
-
EN SON YORUM YAZAN CANAN İLE İLGİLİ OLARAK...
Yorum yazarı:
Deniz
En son mesaj yazan Canan ile ilgili olarak... Bu mesajı yazan her kimse, Kenan'dan normalde haber alan bizim bildiğimiz Canan değil, ekleyecekseniz herkesin haberi olsun...
Seval daha çıkmadı ben senden bahsettim tanımıyorum seval diye birini diyor.
ben msn deyim eklersen tanışırız.can-an74@hotmail.com.Heyecanla beklemenden kim olduğunu merak ettik.
Bu satırları yazarken saat 17.42. Birazdan telefonum çalacak, karşımdaki ses "çıktı" diyecek. Bozguna uğramış bu köhne düzen bir kez daha kumdan kalelerinin yıkılışını izleyecek. Bir kez daha her adımında özgürlüğe yaklaşan o devâsa gülümsemenin, haset bakışlarını yok edişlerini görecekler. Az kaldı, çok az...
Deniz
Alnı yukarda
Kırmızı boyun atkısı rüzgarda yürüyor
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır...
Rüzgar deniz gibi köpürüyor
Esiyor deniz rüzgar gibi
Akıyor iki yandan ışıklar, düşen yıldızlar gibi
Sesler geliyor derinden
Kalbin uzak sahillerinden
Nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye? Dön sevgilim
Dön kardeşim, dön aslanım
Dön evimin erkeği, dön geriye...
Yürüyor o
Islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak
Gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
Kim bilir
Belki bir daha sokamayacak parmaklarını
Dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına
Ve, belki bir daha altında yatıp
Güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi bakamayacak gürgen ağaçlarına
Yürüyor o
Yürüyor açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları
Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları
Ve kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
İşitmiyor artık
Hep aynı tahta masanın başında akşamlayan
Hasta topal dostların
Kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini
Çıplak iki bıçak gibi çekmiş
Yüzünde gözlerini
Yürüyor düşmana doğru
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır...
Sanki; beklenenin gelmesine saatler kalmış, masada son hazırlılar var. Börekler, kekler, hızlı hızlı çarpan kalpler, geçmek bilmeyen dakikalar, bayram çocuğu sevinci, mutluluk her şey hazır.
İş bir tek beklenene kalmış ama yine de tatlı bir telaş hali, eksik olan birşey var mı telaşı bu:) Eksik olan tek şey var. O ise zaten gelmektedir. :)
Öyle bir hava var sanki bugün burda, umarım yanılmıyorum... :)
güneş toplayıp getirdik senin için; deniz, arzu ve ben...
ve artık gittiğinden beri gaspettiğimiz sayfanı, o güzel mektuplarına bırakmaya hazırlanıyoruz...
özledik sözcüklerini...cümlelerini.. ha birde gibi yüreğini...
görüşmek üzere....
Yazıyı okurken içimi derin bir hüzün kapladı. Her sonbahar gelişinde yaşarım yağmurun hüznünü. Ama bu başka bir şeydi. İçinde kaygı, özlem,umut, umutsuzluk, derin bir sevgi, yoksunluk, vefa duygularının olduğu karmaşık bir hüzündü. Yanılmamışım, içime doğmuş sanki. Yorumları okuyunca bunun nedenini anladım. Hem çok üzüldüm, hem de çok sevindim. Kilitli kapıların ardında olmak çok acı. Ama bu kadar çok dost, arkadaş sahibi olmak da harika bir şey. Az bir zaman kalmış sahildeki bankta oturmaya. Sizleri tanımıyorum ama o bankı tanır gibiyim. Her önünden geçişte sizleri düşüneceğim ve kilitli arkadaşın yerine oradan denizi, kayalıkları aşıp sahile vuran dalgaları seyredeceğim.
Hepinize sabır diliyorum. Bunlar da geçer...
Fotoğrafçı arkadaşa: Fotoğrafınızı çalmış mı? Çok beğendiği için alıp bloguna koymuş ve altına da isminizi yazmış. Belki izin almaya zaman bulamamıştır. Daha önce sizin adınızı bile duymamıştık. Onun sayesinde tanındınız, yani reklamınızı yapmış oldu. Ara Güler bile bu kadar kızmazdı heralde.Sizin fotoğrafınız kadar güzel yığınla fotoğrafım var. İsterseniz yollayayım, yayınlayın siz de. Reklamım( ! ) olur böylece...
Ne güzeldir sonbaharda bulutlar diye düşünürken, İsrail'in Filistin'e yönelik bir operasyona bu ismi koyduğunu öğrendim, içim burkuldu... Aklıma eskiiii zamanlardan Yorum'dan dinlediğim bir şarkı geldi, sözlerini paylaşmak istedim.
Kuşatma (Filistin)
sen kurşun yağmurları altında
güneşin delik deşik edildiği bir ülkede doğdun
öptü kan revan içinde seni çırılçıplak bir ölüm
ölümü ve gözyaşını gördün yavrum
kan emmeyi öğrendin yaralarından
saplanırken geceye ilk çığlığının sesi
kestik göbeğini süngüyle senin
terli bir asker kaputuna sardık sonra
kurşunlar yağıyordu cesedine annenin
ağla yavrum ağla
dindirsin içindeki acıyı gözyaşların
dönsün toz duman arasın aşkı
ve kalksın artık kanlı duvarlarından kuşatmaların
ağla yavrum ağla şimdi...
İnsan tüm emeğini ortaya döktüğü bir günde dostlarını, sevdiklerini yanında ister...Yarın benim için önemli birgün... yanımda olan , olamayan tüm sevdiklerime teşekkür ediyorum..".Keşke burada olsaydın " diyeceğim ama Serdar' ın söylediği bir söz geliyor aklıma " keşke yoktur.. Keşke geçmiştir.. Takılma oraya ve hep uzaklara bak.. geleceğe.."
Sevgili Kenan, Sevgili Serdar yanımızda olmasanız da..YANIMIZDASINIZ....
hoşçakalın...
tesadüfen karşılaştığım blogunla,ne zamandır sesiz sedasız okuyorum...bir daha okuyorum,sonra bir daha...anlamaya çalışıyorum,galiba yokluğunu anlıyorum...duygulanıyorum ve gözyaşlarımı tutamıyorum...
bir zamanlar çok sevdiğim bir adam vardı hayatımda,canımdan cok sevdim,onunla hayatımı paylaşmayı hazırlanırken,ansız kopardılar onu benden,ona değil aşkımıza vurmuşlar sanki kelepçeleri...kos kocaman bir demir kapının onunde kala kaldım,ardından baktı koca gözleriyle herşey anlatır gibi...şaşkın,gözlerimde yaşlar,yüreğim yerinden sökülmüş...kala kaldım...
sahildeki bankın yeniden sahibine kavuşma dileklerimle...
sana da sevdiklerine sabır dileklerimle...
Canan Hanım merhaba..Sizle telefon veya email yoluyla bağlantı kurmak istiyorum.Email adresim :ilkay_kilic@hotmail.com
En kısa zamanda görüşmek üzere / Sevgiler
O' çok iyi, "tüm dostlarına selam" gönderdi...Ben de getirdim.. :))
Deniz'cim ve Sevgili eşi Arzu: size çok teşekkürlerini ve sevgilerini yolladı...
"O" kendine iyi bakıyor, sizde bakın.!!
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden seni öpsünler diye getiriyorum sana bana kucaklarında seni getiriyorlar ben de sonra o seni getiriyorum sana....... kendine iyi bak
dün gece rüyamda seni gördüm.birkaç gündür uğrayamıyordum bloğuna rüyayı da görünce hemen bir bakayım dedim.ilginç bir tesadüf ki senden haber aldıklarını duydum.rüyadan sonra çok güzel bir haberdi bu.görüşmek dileğiyle...hoşçakal
" Kadıköy sahiline dolaşıyor, kadife ceketi sırtında. Bir ara elini cebine atıyor, tespihiyle buluşuyor eli, hapislerde voltalarına eşlik eden tespihi... Az mı volta atmıştı o tespihiyle Kadıköy sahilini düşleyerek.. "
Arkadaşımızdan selam var Deniz' cim, Arzu'cum...
" burada doğmadık biliyorum
burada büyümedik
ama öyle bir his işte nedensiz
sanki biz hiç dışarıyı görmedik..."
sevgiyle kalın, hoşçakalın.. Canan...
maviye maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine, rüzgarda asi,
körsem/ senden gayrısına yoksam
bozuksam/ can benim, düş benim
Ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık..
İtten aç/ yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
ille de ille/ sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel, Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dört yüzlü,
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnımdan öperler,
Suskun, hayın, çıyansı
Dört yanım puşt zulası,
Dört dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık..... AHMED ARİF
2006-10-31 23:29:49
-
DAĞ GİBİ YİĞİDİME, ZEYBEĞİME, YOLDAŞIMA...
Yorum yazarı:
Deniz
Gerçi 16 Mart'a var, ama geçen bu şiire rast geldim ve seni hatırladım yine...
dağ gibi yiğidim zeybeğim yoldaşımsın
oğlum kızım yüreği sinesine sığmayanımsın
buzlu çekmecelerde kız buzlu çekmecelerde erkek
ve buzları eriten sessiz ezgi
nasıl bir şeysin ki
kucağında ninnilenir dağlarımızın geleceği
göğe çevir gözünü namlu göğe çevir
korkunçsun bomba sus
sus düştüğün yerde ne olur sus bomba sus
basma gürültünle taze soluğuma yolum uzun sus
göğe çevir gözünü namlu göğe çevir
eli kulağında bitecek cehennem dolanı
yunup arınacak kara basanından
soluklanacak derslikler
bitecek halkımın özlemi
süt toprak torna üretenin olacak
bitecek yurdumun özlemi
sesini bulacak her karışı
güvenin sevginin sesini
hepsini görür nasılsa
nasılsa hepsini yaşar
havada kalmaz
mutlak bulacak avazım kendine bir yer
Nasıl yağmur yağıyor anlatamam.. Yağmuru seversin bilirim...
Hadi şemsiyeni al gel , dolaşalım.. Biliyorsun ben şemsiyemi yaşlı teyzeye verdim...:))) GÖRÜŞMEK ÜZERE CANIM ARKADAŞIM....
Nasıl yağmur yağıyor anlatamam.. Yağmuru seversin bilirim...
Hadi şemsiyeni al gel , dolaşalım.. Biliyorsun ben şemsiyemi yaşlı teyzeye verdim...:))) GÖRÜŞMEK ÜZERE CANIM ARKADAŞIM....
2006-10-27 13:44:18
-
duvarları asan duslerinle ve yeserttigin umutlarınla gel....!!
Yorum yazarı:
İlkay
Yaşanmış olanlardan kopmak zor. Yaşanacak olanları beklemek heyecanlı.
İkisinin arasında derin ve yalnız bir gökyüzü gibi hüzünlü bir boşluk var yani
içinden geçilmesi en zor olan .Iste boyle bir zamandan geciyoruz ..
Geldigin gunun mevsimi bahar olacak ve ozlemle bekledigin gokyuzunde butun kuslar senin icin dans ediyor olacaklar..!! hayat ''seni seviyorum'' diyerek fısıldamanı sabırsızca bekliyor , unutma , olur mu?
Sevginin umudu ve sıcacık duslerinle kal ...
''Merak etme,ben iyiyim.seni ararım sonra'' demiştin günler önce.ama her geçen gün merakımı artırdıkça artırdı aramayışın...ve dün öğrenince şok oldum!! insan aramamak için böyle bişey yapar mı?...biliyorum,güleceksin kocamann kahkahalarınla(gülüyorsundur da eminim)...inadına gül hep,e mi? '' sana gülmeler yaraşır '' çünkü...
hadi,''elmaa,elmaaa!'' daha oyuncak müzesine gidicez, unutmadın dimi...
sabırsız bir sabırla bekliyorum özgürlüğe kavuşmanı...görüşmek dileğiyle can dostum...
bende yeni öğrendim olanları bir haftadır senden haber alamayınca seni ne kadar merak ettim bilemessin.ne kadar çok sevenin varmış seni kıskanasım geldi ama ben senin yüreğinin ne kadar güzel olduğunu biliyorum sen bütün sevgileri hak ediyorsun.neler yaşıyorsun kimbilir gelebilecekmisin belki o da belli değil .her zaman haklı çıkan sen oldun şimdi anlayabiliyorum bana neden zamanla anlarsın dediğini ama bu sana göre bir neden belkide bana göre bir sebep değildir.nerdeysen olduğun yerden iyi olmanı dileyebilmekten başka yapabilecek hiç birşeyim yok keşke senin için birşeyler yapabilseydim .ben özgürlüğe doğru yol alırken sen tutsak edildin.özgür kalman dileğiyle çok bekletme......
birkaç gündür seni arıyordum ama telefonun hep kapalıydı.acaba birşey mi oldu diye düşünürken iki gün önce öğrendim ne olduğunu...ilk duyduğumda bu kadarda olmaz yani dedim...içim buruk...hala bu kadarda olmaz diyorum.tabii ki yapacak birşey yok...mor yıldızlar gönderiyorum sana belki haber getirir...
Bugün küskün bir gün var masamda ve yanında senin hediyen güzel topaç, üzerindeki kedi meraklı gözlerle bakıyor bana ne zamandır nerelerde bu adam diye çok merak ettik seni ve bugün anladık yokluğunun nedenini...
"ne geçmiş tükendi ne yarınlar
hayat yeniden bizlerin
geçsede yolumuz mapuslardan
özgürlüğe açılır kapılar"
13 Nisan 2006'da bir Sokak Kedisi söylemişti bunları bana...
Özgürlüğe açılır kapılar...Özgürlüğe...
Bir sigara daha yakıyorum şimdi ucunda tüm tutsaklıkları yakıp küllerini savuruyorum...
2006-10-25 16:01:10
-
Kaan Eryürek' e üçüncü elden açıklama
Yorum yazarı:
canan
Sayın Kaan Eryürek bende Deniz gibi haddim olmayarak, size yanıt vermek istiyorum.. Sevgili arkadaşımız size şu anda; istese de yanıt veremez...Sizin fotoğrafınızı kullanarak saygısızlık etmeyecek kadar duyarlı bir insandır... Kapısının üzerindeki kilit açılır açılmaz size yanıt verecektir... Eğer fotoğrafınızı sevmek ve yayımlamakla istemeden bir hata yaptıysa, bilmeli,siniz ki her hata "KASIT" değildir...Saygılarla....
2006-10-24 15:55:58
-
izinsiz fotoğraf kullanımı - ikinci elden açıklama
Yorum yazarı:
Deniz
Sayın Kaan Eryürek, arkadaşımın sayfasında polemiğe girmek istememekle beraber, açıklamak istiyorum ki, bu blogları yazan arkadaşım geçici olarak, kapılarının anahtarı kendisine verilmeyen bir tesiste zorla misafir edildiği için, "tescil hakları noter onaylı" fotoğraflarınızın siteden kaldırılması için biraz bekleyeceksiniz. Emeğinize saygım var, ancak gönül isterdi ki, bu konuda önce arkadaşımın blog ana sayfasında yazılı e-posta adresinden kendisine ulaşın. Ama siz maalesef, insana, sevgiye ve emeğe bu denli değer veren ve sadece "rica edildiğinde" karşısındaki insan için zaten çok şey yapmaya hazır dostuma ulaşmak adına basit ve nezaketsiz bir yöntemi tercih ettiniz. Türkiye sizinle gurur duyuyor.
İz bırakacağım, sen yoksun... Sen döndüğünde 35 gün daha yaşlanmış olacağız, 35 gün daha fazla düşünmüş, 35 gün daha fazla büyümüş ve olgunlaşmış, 35 gün duygusallaşmış. Ve 35 gün özlemiş olacağız... Aldığımda haberi göğüs kafesimi parçalayıp yüreğimi fırlatacaktım bir mancınıktan çıkar gibi yanına. Yüreğimin her atışı parmaklıkları parçalasın diye. Ne kadar da meraklıymışlar seni alıkoymaya. İçim içimi yedi, sana veda edemedim diye ya, sen giderken arayıverdin, her şeye rağmen gülüyordun yine "hoşçakal" derken... Kendi kendime "çıkınca sarılırım doyasıya" dedim, bekliyorum şimdi Kasım ayı ortasını heyecanla.
Her sabah vapurla karşıya geçişimde bir çay da senin için içeceğim artık, martılara bir simit de senin için atacağım, bir de Düşada'ya selam göndereceğim senin adına "merak etmesin" diye...
Görüşmek üzere "tavariş"
Merhaba. Blog sayfanızda benden izinsiz olarak fotograflarımı yayımlıyorsunuz. Tesçil haklarım noter tarafından onaylıdır, Yani izinsiz olarak kullanmanız yasal olarak aykırıdır.
Canım sıkıldı.." Sahildekibankta neler var ,neler yok?" bakayım dedim.. Her okuduğumda bir kez daha seviyorum mektuplarını...Ve yeni mektuplarını sabırsızlıkla bekliyorum...
Canım arkadaşım...kedi olup kuyruğunu yakalamaktan bahsediyorsun...Kuyruğunu bir şekilde yakalamayı başaran çok kedi gördüm.. Kuyruklarını ilk ısırdıklarında mutlu mu oldular , yoksa düş kırıklığına mı uğradılar bilemiyorum?
Ben kuyruğumu yakalamış olsaydım; eminim düş kırıklığı yaşardım. Aslında ekseni kaydırıp başka kuyrukları yakalamak ilginç olabilir diye düşünüyorum..:)))) Kendine iyi bak....
Sahildekibank'ın blogunda, güzel yazılar ve ilk kez rastladığım çok güzel pul resimleri var. Sahildekibank, güzel şiirler de bırakıyor.
Teşekkür ederim, şiir için...
neden senin sözlerini okumak burnumu sızlatıyor benim...
acıları süpürmeye çalışırken dağıttım sanırım odamın heryerine...o yüzden sanırım...içli bi söz...bi yağmur havası...minik bi kedi yavrusu..sahilde bekleyen biri...dolduruveriyor gözlerimi...
sanırım bu mektubu üç kez okudum.Biraz dünü hatırlayarak,biraz geleceği düşünerek;ama yinede aslolan şu anı yaşayarak adımlarımızı atmak...yağmur güzel...hayat güzel...Bende şimdi gidiyorum (kadıköy sahiline değil ama) van sokaklarına hafif bir yağmur eşliğinde... hoşçakal
Bu yaz üç günlüğüne uzaklaşmıştım İstanbul'dan. Tekirdağ'a gitmiştim. Tekirdağ'a gittiğim gün, yağmur vardı havada. Ama ne yağmur! İstanbul, böylesi yağmuru az tanır. Ama hava açmıştı hemen ardından. Güneş çıksa da yine de bulutluydu gökyüzü. Ve... Kırlangıçlar gördüm o akşamüstü. Elektrik tellerine ve çam ağaçlarının dallarına konmuşlardı.
"Bulutlu havalarda, yağmurlu günlerde kırlangıçlar alçalır. Yüksekte uçmazlar" demişlerdi. Bilmezdim kırlangıçların yağmurda alçaldıklarını, çamların dallarına saklandıklarını...
Bir kedi gibi kendi kuyruğumuzu kovalamaktan yorgunuz ama...
Arada kırlangıç olup alçalmalı ve saklanmalı ağaçların dallarının arasına...
2007-10-27 15:27:35 - canımsın
elmarmut...