"çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ"
sevgili düşada,
düşlerimin adası, en karanlık günlerimde hayaliyle ışıdığım, ısındığım, bütün acılardan, umutsuzluklardan kaçıp kollarına sığındığım güzel kadın... adını temrinlemeyi sürdürüyorum, bir zikir gibisin dilimde... güzelliğin, zarafetin ruhunda senin...
dün akşam canan’la kadıköy’ün yaşam dolu sokaklarından birindeki şirin bir balık evindeydik... balıklarımızı yerken birer kadeh de rakı yuvarladık... sokakta çalgıcılar darbuka, keman ve klarnetlerini çalıyor, türk sanat müziği ezgileriyle harmanlıyorlardı akşamı... öyle hoştu ki her şey... “yaşamak çok güzel be, kenan” dedi canan, “ölmek istemiyorum hiç”... “insan nasıl ölür/ yaşamak bu kadar güzelken” dizelerini okudum ona... kimi zaman hüzünlere boğsa da bizi, kimi zaman her şeyin anlamsız olduğu duygusuna kapılsak da, yorulsak da... yaşamak gerçekten çok güzel, düşada... yaşamın yaşamaktan başka bir çözümü de yok üstelik...
evet, dünya karanlık bir dönemden geçiyor, açlık, yoksulluk, savaşlar, katliamlar... bütün bunlar yüreklerimizi acıtıyor elbette, ama yaşama sevincimizi gölgeleyememeli, umutsuzluğa sevketmemeli bizleri. en kötü koşullarda bile umutlu bir şarkı söyleyebilmeli insan, yaşamı sevmeli, dünyayı, insanları, kendini... kendini kahrederek yaşayanlar çirkinlikleri güzelliğe evriltecek gücü nasıl bulabilirler?
geçen pazar günü moda sahilinde bir banka oturmuştum. hemen yanı başımdaki bankta beş altı kişilik bir aile oturuyordu, birkaçı bankta, birkaçı yere serdikleri bir örtünün üstünde. termosa doldurdukları çaydan içiyorlar, kadınların evde yaptığı poğaça ve kekleri yiyiyorlardı. denize bakarken mutluydular, tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. işte, dedim kendi kendime, hayattan keyif almasını bilen birileri. belli ki yoksullar, bir çay bahçesine oturup bir bardak çaya bir lira veremeyecek kadar yoksul. belli ki bütün bir haftanın yorgunluğunu atmaya gelmişler varoşların tozlu sokaklarından. hayattan keyif almasını bilen insanlara, beş paraları olmasa bile, sahildeki bir bankta oturup uzaklara bakmanın mutluluğu yetebiliyor işte...
eylül ayı boyunca yılmaz güney filmleri gösteriliyordu nazım hikmet kültür merkezi'nde... ağıt, yol, duvar, sürü... tekrar izleme fırsatını kaçırmadım...
her gösterimin sonunda avuçlarımı patlatırcasına alkışlıyordum, önce birkaç kişi, sonra bütün salon eşlik ediyordu alkışlarıma... çocukluğumun sinemalarını anımsıyorum da... o zamanlar daha bir renkliydi sinema ortamları, ağlanır, gülünür, alkışlanır, sinemanın coşkusu izleyenlerin ruhunu ele geçirirdi adeta... şimdilerde sinemalar donuk yüzler, soğuk ruhlarla dolu sanki... nedense o coşkuyu göremiyorum yüzlerde...
her filmde birkaç damla gözyaşı süzüldü gözlerimden yanaklarıma... güney’in her filminden sonra bir hüzün yumağı olarak savruldum sokaklara...
sende de olur mu bilmem, sevgili, sinema çıkışları ruhumun hiç bilmediğim bir başka sokağına çıkıyorum her defasında...
"İnce belli bir bardaktaki çay ısıtırken ellerimi, kristal kadeh üşütmüştü..."
........................................................................................................
Mutluluk bazen bir bardak çayın sıcaklığındadır.
........................................................................................................
Kadın ya da erkek... Hep aynı, her şey aynı.
2006-10-03 16:44:20
-
hayat sunulmuş bir armağandır insana...
Yorum yazarı:
mor saçlı kız
yaşadıklarımız iyi yada kötü aklımıza geldiğinde;sırf hayata inat bir gülümseme oluşmalı dudakların kenarında...çünkü herşeye rağmen yaşamak güzel
yaşanılası güzel günler dileğiyle
hoşçakal...
Merhaba,
Ne güzel...herşey ne kadar da net anlatılmış... hem duygulandıran aynı zamanda...
:)..ben de evden minik termosumuza çay hazırlarım, yanında da kek, bisküvi, börek ne varsa... temizlik yoksunluğu nedeniyle çay içemediğimizden ama...
gönül zenginliği başka bir şey... geçinecek kadar paranız varsa ve sevdikleriniz yanınızdaysa zaten fazlasıyla zenginsiniz ve mutlusunuz...sosyal anlamda tok olup ruhsal anlamda hala aç olanların haline acıyorum ben daha çok...
neyse...düşadaya mektupların devamı dileğiyle,
kendinize iyi bakın...
canım arkadaşım...ne güzel yazmışsın.. eline sağlık.. beynine sağlık .. yüreğine sağlık.... iyi bak kendine...kalem elinde ilerlediğin her satırda uğurlar ola....
2006-10-09 16:08:20 - Merhaba
Bugün şu an yağmurlukları giyip bir bankta denize karşı olmak vardı.
Yağmur yağıyor İstanbul'da...