merhaba ada,
hiç tanımadığı birine yazabilir insan... yazdıkça tanıyabilir kendisini, karşısındakini... insan birilerine yazmak ister... yalnızlığını paylaşmak (paylaşılmaz, değil mi özdemir abi?), içindeki uçurumu birilerine açmak, yaralarını göstermek, sevinçlerini iletmek ister... denize atılan potkallarda ne iç döküşler gizlidir kim bilir? bir posta memurunun adresi olmayan, alıcısı olmayan mektuplardan söz ettiğini anımsıyorum... insan bazen öyle yalnızlaşır ki, tutar hiç tanımadığı insanlara, hayalinde yarattığı kişilere, hiç gidemediği yerlere mektuplar yazar işte... ada... düş müsün, gerçek misin, bilmiyorum. hem ne önemi var ki bunun, yazıyorum işte sana. benim için öylesine gerçeksin ki bir düş olarak... düştüm düşler bahçesine, dudağımda gülüşler...
"merhaba" ne güzel bir sözcüktür... bazen bir merhaba bile yeter insanın gününü güzelleştirmeye, inan. çok şey değil zaten insanlardan beklediğimiz, bir bakış, bir gülüş, sıcacık bir merhaba... küçücük şeyler belki, ama nasıl da önemli, değil mi? zor zamanlardan geliyorum, iyi bilirim bu küçücük şeylerin önemini. "gözleri yatırıp uzaklara mektup beklemek" ne gariptir, iki satır ya da sıcacık bir dost selamı nasıl genişletir dört duvarı, bilirim. her sıcak merhabada kocaman bir yürek görürüm ben, günüm güzelleşiverir işte... öyle güzel ve kocaman yüreklerden artık pek bulunmuyor nedense... kendimi "okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpü" gibi hissederken, boz bulanık bir denizin ortasında sürüklenirken, güzel bir 'ada'ya rastladım... belki de tepeden tırnağa yarattım seni, bilmiyorum; sonra sığındım sana... düşada'm ilan ediyorum seni... herkesin sığınacak bir düşada'sı olmalı, değil mi?
kendine çok güzel bak...
2007-12-21 17:07:57 - sözcüklerden geçerken