yıllar önce üzerinde “güne gülerek başla” yazan, ağız dolusu gülümseyen çilli bir kızın siyah beyaz fotoğrafının basılı olduğu bir kartpostal görmüştüm, öyle güzeldi ki, hemen satın almıştım. uzunca bir süre evimin duvarını süsledi. kim bilir nerededir şimdi, yitirdim gitti... ne zaman seni hüzünlü, kocaman gözlerinle düşlesem hemen o kartpostal gelir aklıma... güne gülerek güzel bir başlangıç yapmana vesile olmak isterim sözcüklerimle. güne güzel başlamak, keyifli bir gün geçirmek için çok gerekli gerçekten. dilerim günün güzel geçer, ada...
güneşli bir hava var. sabah kadıköy sahilinde bir bankta oturup denizi seyrettim, kalkan vapurları, telaşla yetişmeye çalışan insanları, süzülen martıları, annesinin elini sıkı sıkı tutup denize bakan gözlüklü, küçük kızı, el ele dolaşan sevgilileri, okul kaçağı liselileri, seyyar satıcıları... güneşi tenimde hissetmek ne hoştu...
içimde yollara düşmenin heyecanı var yine. bu yıl leyleği havada görmüş olmalıyım, ne çok gezdim, yine de doyamadım gezmelere, doyamıycam da... içimde birikmiş özlemler var... “hani bir dışarda olsam, hep yürürüm durmam” diye şarkılar söyleyip yollara özlem büyüttüğüm günleri unutmadım... hiç durmadan sokaklara vuruyorsam kendimi, kendimi yollarda arıyorsam, bu yüzden...
otobüsümün kalkmasına yarım saatten fazla var. rıhtım’da, denize bakan çay bahçelerinden birinde deniz kıyısındaki bir masaya oturuyorum. bir yan masada titreyen parmaklarının arasındaki sigarasından derin nefesler alan, gözleri nemli bir genç kız var. bir çay söylüyorum, hemen getiriyor garson, şekerleri alabilirsin, diyorum, garipsiyor. o sırada genç bir kız daha geliyor yan masaya –arkadaşının derdine ortak olmak için gelmiş gibi bir hali var, kadınlar bunu iyi beceriyor- uzun uzun sarılıyorlar. O da bir sigara yakıyor, uç uca ekliyor diğeri… erkeklere, aşka, hak etmemeye dair sözcükler çalınıyor ara ara kulağıma… ayrılık acısı... hiç yabancısı değilim, az dolaşmadım sokaklarda ağlayarak, murathan mungan'dan "yaz geçer"i okuyup az çekilmedim kendime, az şarap içmedim, içimin uçurumunda yankılanıp dururdu çığlıklarım, duyan olmazdı... ansızın bir yakınlık duyuyorum ağlayan genç kıza, keşke yapabileceğim bir şeyler olsa. yok. "zaman alır acıların yükünü/ zaman alır". bir vapur düdüğünü çalarak uzaklaşıyor, peşi sıra çığlık çığlığa martılar…
otobüs saati yaklaşırken kalkıyorum, valizimi omuzlayıp ağır ağır yürüyorum, yalnızlığın başkentini değiştirmek vaktidir artık: “biliyorsun ben hangi şehirdeysem/ yalnızlığın başkenti orası”.
yol boyunca otobüsün penceresinden dışarıyı seyrediyorum, seni düşleyerek...
öyle ölü bi gündü ki bugün....çok sevdiğim yağmur bile dindirmedi içimdeki hüznü....çocukluğumu düşündüm uzun uzun....bütün yalanlardan....bütün korkulardan uzaktaki saçları iki örgü yapılmış...biraz mahcup...çokca haylaz...kimseyi takmayan...hep canının istediğini yapan....ada' yı.....her zamanki gibi gülümsetti beni artık çok uzaklardaki o küçük kız...
seni okurken de çocukluğumu düşünürken içime dolan neyse...o kaplıyor her yanımı...sıcacık...umutlu...bişeyler.....
içimde - eğer hala kaldıysa ki bundan emin değilim- iyi bi yerlere dokunuyor sözlerin....bunu biliyor muydun.....
devam et olur mu.....artık tahammülüm yok karanlığa....
2006-05-08 21:58:29 - .......
seni okurken de çocukluğumu düşünürken içime dolan neyse...o kaplıyor her yanımı...sıcacık...umutlu...bişeyler.....
içimde - eğer hala kaldıysa ki bundan emin değilim- iyi bi yerlere dokunuyor sözlerin....bunu biliyor muydun.....
devam et olur mu.....artık tahammülüm yok karanlığa....
mavi olsun istiyorum hep gökyüzü....