DÜŞADA'YA MEKTUPLAR_14 - her mektup okurunu bulur bir gün... - Blogcu



•-)•––––KENDiMi BiR MEKTUPTA SEYRETTİM, BüYüLü BiR AYNAYDI BU––––•(-•

her mektup okurunu bulur bir gün...

1/5/2006 - DÜŞADA'YA MEKTUPLAR_14

Kategori: MEKTUP

 

Laleper AYTEK

 

        fotoğraf: laleper aytek

 

sevgili düşada’m,

 

bugün sana ölümden söz edeceğim, bu da nerden çıktı şimdi deme, ölümden söz etmek yaşamdan söz etmektir aynı zamanda…

 

yakını ölmüş birine ne diyebilir insan… ben hiç sevmem “başın sağolsun” sözünü, itici gelir bana, bir o kadar da soğuk, uzak…  zaten hangi söz teskin edebilir sevdiği birini bir daha hiç göremeyecek olanın acısını…

 

ölüm... kaçınılmaz son, insan çaresiz kalıyor böyle durumlarda, ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyor.  sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elden. ölüm karşısında çaresiziz, gidenleri özlüyoruz, anılara tutunuyoruz, anılarımızda yaşattığımız sürece onların da yaşadığını düşünüyoruz belki, haklı olarak. ölümler yaşamın geçiciliğini anımsatıyor bizlere. “insan nasıl ölür/ yaşamak bu kadar güzelken” diyor ya şair, yaşamak ne kadar güzel farkına varıyoruz birden, hayat ne kadar kısa...

 

ben ölümü düşünmeyi seviyorum, ada. bunun insanları güzelleştirdiğine inanıyorum. insanlar ölümü düşünmeli, mezarlıkları daha sık ziyaret etmeli bence. her defasında, dertlerinin ne kadar küçük,  hırslarının ne kadar anlamsız olduğunu fark ederek,  yitip giden zamanı daha iyi değerlendirmenin, an'ın tadını çıkarmanın, anlamlı bir hayat sürmenin güzelliğinin bilinciyle dönmeli mezarlıklardan...

 

mezarlık dedim de, karacaahmet mezarlığında yola bakan bir mezar taşı vardır, her gördüğümde içimi umutla dolduran. üzerinde nazım'ın şu dizeleri:"yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine". harun karadeniz'in mezar taşı bir umut abidesi gibi yükselir, aşar mezarlığın duvarlarını... harun altmışlı yılların öğrenci liderlerinden, sürekli üreten önemli bir aydın aynı zamanda. otuz üç yaşında, gencecik düşer toprağa, nedenini kendi ağzından yazayım sana: "İstanbul'a geldikten sonra öğreniyorum ki, ben içerideyken karım İstanbul Sıkıyönetim Adli Müşaviri Turgut Akan'a çıkmış ve: ‘Kocamı hangi suçla tutuyorsunuz? Sağlığı iyi değil, hayati tehlike söz konusu. Sağlık kurulları ve klinik raporları bu durumu belirtiyor' demiş. Adli Müşavir'in cevabı ise benim Ankara öykümün içyüzünü açıklamaya yeter de artar bile: ‘Ölsün istiyoruz' demiş Adli Müşavir. ‘O eline silah almadı; eğer eline silah alsaydı işini bitirmek çok kolaydı. O bizim için eline silah alanlardan daha tehlikeli ve onun için de ölsün istiyoruz.' Bu sözler 1972 yılı sonbaharında söylendi. Şu an yıl 1975 ve aylardan şubat. Benim sağ kolum kesildi ve fakat ölmedim…"  harun karadeniz 1975 yılının ağustos ayında, 33 yaşındayken, yaşama gözlerini kapattı. bilmem  okurken senin de yüreğinde  bir yer incecik sızladı mı?

 

sevdiğim bir söz var:”sen doğarken ağlıyordun, herkes gülüyordu... öyle bir yaşam sür ki, sen öldüğünde herkes ağlasın, senin dudağındaysa kocaman bir gülümseyiş olsun.”

ne mutlu ölümle yüzleşerek güzel, anlamlı bir yaşam sürenlere...

 

kendine güzel bak... sevgiyle...

 

*** işte harun karadeniz'in kısa yaşam öyküsü ve bir yazısı...

 

 Harun Karadeniz 1960’lı yılların sol gençlik hareketlerinin önemli önderlerinden biridir.

1942 yılında Giresun’un Alucra İlçesine bağlı Armutlu köyünde doğdu, yoksul bir çiftçi ailesinin oğludur. 1962’de İTÜ İnşaat Fakültesine girdi. Öğrencilik yıllarında Öğrenci Derneği başkanlığı ve İTÜ Öğrenci Birliği başkanlığı yaptı. Birçok anti-emperyalist eylemin en ön saflarında, boykotlarda, okul işgallerinde kitleleri yönlendiren isimlerden biriydi. Köylü ve işçi direnişlerin içinde yer aldı. Birçok kitap yazdı.

12 Mart Darbesi (1971) sonrası TKP ve Dev-Genç davalarından yargılandı. Dev-Genç davasından tutukluyken hapishanede ciddi bir hastalığa yakalandı, 15 Ağustos 1975’de öldü.

 

 

 

GENÇLİK VE GELECEĞİ
Gençliği ülke sorunları ile ilgilenmeyen bir ulusun sonu gelmiş demektir.
Gençlik olarak biz, ülke sorunları ile ilgilenmeyi görev biliyoruz ve ülke sorunlarıyla ilgilenip etken olduğumuz ölçüde görevimizi yaptığımıza inanıyoruz. Çünkü ülkenin geleceği, gençliğin geleceğinden ayrı düşünülemez. Biz ülke sorunları ile ilgilenmekle, gerçekte kendi geleceğimize sahip çıkmış oluyoruz. Yaşlı kuşağın bize devredeceği Türkiye’yi, Amerikan üslerini, bizi Amerika’ya bağlayan ikili anlaşmaları, yıldan yıla artan dış borçları ve Türk halkının nasıl sömürüldüğünü görüp de ülke sorunlarıyla ilgilenmemek en yumuşak söyleyişle ihanettir. Türk ulusuna ihanettir. Türk devletinin geleceğine ihanettir.

Gençliğin ülke sorunlarıyla ilgilenmesi ve sömürülen Türk halkından yana eylemler yapması, sömürgen çevreleri tedirgin etmekte ve bu çevreler “Gençlik siyaset yapıyor” diye feryadı basmaktadır.

Egemen sınıfın isteğine kalırsa, onlar bizi yönetecekler, ömrümüz boyunca acısını çekeceğimiz ikili anlaşmalarla bizi bir yabancı devlete bağlayacaklardır. Fakat biz kadere boyun eğeceğiz, bu ikili anlaşmalara karşı çıkmayacağız.
Bir doğu-batı savaşında onlar Türkiye’yi bir nükleer hedef haline getirecekler. Fakat biz NATO’ya karşı çıkmayacağız.
Bütün yer altı kaynaklarımızı Amerika’ya peşkeş çekecekler, fakat biz bu sömürünün hesabını sormayacağız.
Köylünün ürününü ucuza kapatarak köyle kardeşlerimizi sömürecekler, fakat biz köylüyü sömürüyorsunuz dahi demeyeceğiz.
Kıbrıs’ta yolumuzu kesen 6. filo İstanbul Limanı’na demirleyecek, fakat biz 6. filoyu protesto etmeyeceğiz.
Meslek bilgimizi kullanarak lüks binalar inşa edeceğiz, fakat bu binalarda kimlerin yatıp kalktığını sormayacağız.
Mühendis olarak silahlar yapacağız, fakat bu silahlar küçük ücretlerine zam isteyen işçi kardeşlerimize çevrildiği zaman ses çıkarmayacağız.
Bugünün öğrencileri yarının meslek adamları olarak ülkemizin bütün sorunları ile ilgilenmek zorundayız.
Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca neden ve niçinini düşünmeksizin bir miktar karşılığında üretim yapmak yani robotlaşmak.
İkinci yol ise kim için ve ne için çalıştığını bilerek emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.
1967-1968 İ.T.Ü. ARI YILLIĞI  Harun KARADENİZ  Öğrenci Birliği Başkanı

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: ARKADAŞINA ÖNER !

2006-05-02 21:22:22 - ölüm

Yorum yazarı: ebru
ölüm çok soğuk bi kelime... küçük yaşta babamı ve abimi aldı benden ... onların eksikliği içimi parçalıyor... bu sefer abim, sana katılamıyorum...




Düzenleyen sahildekibank gün: 3/5/2006 saat: 09:33
Bağlantı

2006-05-02 14:56:15 - (...)

Yorum yazarı: melankolikk
sonunda düşmüş mektup her zamankinden farklı bir konuyla... ölümü anlatmışsın düşada'ya...
ölüm... ne kadar soğuktur ve alışılması ne kadar zordur gidenin ardında bıraktığı yaşama, alışmaya çalışmak... ama alışıyor insan eninde sonunda... hem Nazım da demiyor mu "en fazla bir yıl sürer, yirminci asırlılarda ölüm acısı" diye... öyle ya da böyle kabul ediyor bu gerçeği, hazırlıyor kendini bu sona...
ve farkediyor ki asıl önemli olan bu kısa süreyi nasıl geçirdiği... Harun Karadeniz de bu süreyi onurlu geçirenlerden; genç yaşta hayatını kaybeden birçokları gibi...

ölüm hüzünlendiriyor insanı... neyse...

hoşçakal düşada, hoşçakal sahildeki bank..





Düzenleyen sahildekibank gün: 3/5/2006 saat: 09:36
Bağlantı

2006-05-02 13:07:42 - "bugün ölmek için güzel bir gün"

Yorum yazarı: bilgedeniz
Yazını okudum arkadaşım, güzel olmuş. Eline, yüreğine sağlık; ölüme bakışını paylaşıyorum. Ölüm gerçekten insanlık tarihinde hep trajedi olarak algılanmış, insanı sarsan, dumura uğratan bir alt üst oluş olarak görülmüş. Hayatın olağan akışında ölüm yaşamın diyalektiği olarak görülmemiş de ondan mıdır bilmem ama benim için ölüm hayatın içinde yaşamla aynı yerde. Ölüm hayatın içinde yeni bir rol almak için bir sıçrayış, toprak olma, topraktan bir çiçeğin damarlarında özsu olma, tüm bunlar hayatın o muhteşem döngüsünün devamı değil midir? Bir yerde mi okumuştum, yoksa yol arkadaşlarım mı anlatmıştı, tam hatırlamıyorum ama, kızılderililer sabahları uyandıklarında o günkü havaya göre "bu gün ölmek için güzel bir gün" diyebiliyorlar işte. hayata ve ölüme bakışın doğallığı bu olsa gerek...

Düzenleyen sahildekibank gün: 3/5/2006 saat: 09:43
Bağlantı

”özgür insan, denizi seveceksin her zaman”

küçük şeylerden mutlu olabilmeli insan, mesela sahildeki bir bankta oturup uzaklara bakmaktan...

BAĞLANTILAR

  • SÖRF
  • BLOGCU ARKADAŞLAR
  • sahildekibank@gmail.com

    Sahildekibank... güzellikler denizinin kıyısında... sonsuza dek... umutla...

    Kayıt: - Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa