|
fotoğraf: kemal eminoğlu
sevgili düşada'm,
keşke sözcüklere dökebilsem her şeyi... sözcükler her duyguyu, her arzuyu, her coşkuyu, özlemi aktarabilecek yoğunlukta olsa keşke... mektubumu değil dünyanın en güzel şiirini okuyacaktın o zaman, inan bana...
bursa'dayım... sevdiğim bir arkadaşım birkaç günlüğüne misafirimdi, onunla ilgilendim... bursa'da turistik geziler yaptık. ben de bu vesileyle gezmiş oldum yıllar sonra. araya uzun bir zaman dilimi girince değişim daha iyi fark ediliyor... her köşe başında bir anı yakalıyor seni... çocukluk, ilk gençlik, eski arkadaşlar, eski aşklar... nostaljik bir gezintiye dönüştü benim için... tophane'ye çıktık, kentin genel görünümüne baktık tepeden, bursa artık o kadar da yeşil değil... orhangazi türbesi, istiklal savaşı şehitliği... kültürpark... heykel'de ben içerdeyken açılan kent müzesi... müzeyi gezmek keyifliydi. bursa'nın sanatçılarının tanıtıldığı koridorda gezerken zeki müren'in muhteşem yorumu renk kattı gezimize, biraz da hüzünlendik: "gözlerinin içine başka hayal girmesin". tarihi iskender kebapçısı'nda yemek, tarihi kale sokağı'nın restore edilmiş eski evlerinin güzelliği, ulucamii... şehrin ruhuna dokunabilmek için elimizden geleni yaptık. akşamları öğretmenevi lokalinde birkaç bira içip eski şarkılarla hüzünlendik... güzeldi... çok güzeldi...
ben biraz alıştım artık, düşada'm. ilk zamanlar herşey öylesine farklı geliyordu ki... sokaklarda başım dönüyordu kalabalıktan, sanki herkes üstüme üstüme yürüyordu. bir de renkler... her şey öylesine renkli, öylesine canlı ki, nasıl anlatayım, siyah beyaz bir televizyondan renkli televizyona geçmek gibi bir şey bu... düşünsene, yıllarca ağaç görmemişsin, kedi görmemişsin, ırmak görmemişsin, çocuk görmemişsin, bir bebeği kollarına alıp kokusunu içine çekmemişsin, sahil boylarında yürümemişsin, bir çiçeği koklamamışsın, toprağa basmamışsın, gökyüzünü bile telörgülerin ardından görmüşsün... çıkınca büyülü bir dünyanın kapıları açıldı önümde... "dışarda gürül gürül akan bir dünya" diyor ya ahmet arif bir dizesinde, gürül gürül akıyor hayat... her şey öylesine renkli geliyor ki bana, yaşamak öylesine coşkulu... sokaklarda yürümeye doyamıyorum ("hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka"). denize bakmaya doyamıyorum ("özgür insan/ denizi seveceksin her zaman"). içerde geçirdiğim yılların özlemiyle bakıyorum her şeye... içerde bıraktığım dostların yerine de bakıyorum. "yaşamak ne güzel şey" diyor ya nazım bir şiirinde, içerden yeni çıktığı bir günde yazmış olmalı bu dizeyi... içerde çok söylerdim, yeni türkü'den: "ne güzeldir yollarda olmak şimdi". yollarda olmak güzel...
bu sıralar bol bol geziyorum işte, geminden kurtulmuş bir tay gibi koşturup duruyorum sokaklarda, özgürlüğü soluyorum, tadını çıkarıyorum her şeyin... eski dostlar, eski mekanlar... nostaljik şehir turlarına dönüşüyor her gezinişim. geziyorum... biraz da kendime yolculuğum... yollara düşmeden kendine varamıyor insan...
kendine güzel bak...
|
2009-05-09 00:06:04 - keşke...
"Keşke Kenan arada bir de olsa mektup yazsa düş ada'ya."
Keşkey diyorum, çünkü özlüyorum. Belki buldun düş ada'yı sahillerinde dolanıyorsun ondan yazmıyorsun ama bu okuyucu kısmı böyle sadece istemeyi bilir. :)
Sevgilerimle.